Mehmet Tekin benim Dinar ortaokulundan arkadaşımdır. Ortaokul sonrası o İmroz Öğretmen okuluna ben Buca Mimarlık ve Mühendislik fakültesine kaydoldum. O ilköğretim müfettişliği ile birlikte edebiyat dünyasına katıldı. Ben ise Mühendisliğin yanı sıra STK' larda ve siyasette yer aldım. Ortaokul yıllarından bu yana Mehmet Tekin ile inanın hiç karşılaşmadım.
Ama bana Mehmet Tekin için'' nasıl birisidir ''diye sorarsanız; öğrenmeyi ve öğretmeyi bilen, dürüst, çalışkan ve hepimizin sevdalısı olan Dinar için yüreğinin yanıp tutuştuğunu söyleyebilirim.
''Benim bu görüşümü Mehmet Tekin Dinar şairleri - Bir Altın Çelenk-başlıklı yazısına bakın nasıl teyit ediyor…. '' Kültürel zenginlikler yönünden tükenmez bir hazine olduğu halde değeri bir türlü anlaşılamamış olan Dinar, yakın zamanlara kadar hep sertlik ve olumsuzluk içeren kavramlarla birlikte anılmıştır. Bu, insanlarımızın kötülüğünden değil, konar göçerlik döneminin kalıntısı olan gelenek ve göreneklerin, çetin yaşama şartlarına dayanabilmek, hayatta kalabilmek için sert mizaçlı ve mücadeleci olma gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. O ortamda insan, melek gibiyse bile, sert ve haşin görünmek, ortamın şartlarına göre davranmak zorundadır. Ayrıca, bu imajın oluşmasında yöreye özgü mizaç özelliklerini kötüye kullanan tiplerin etkilerini de dikkate almak gerekir. İşte böyle bir ortamda geçmişte insanlarımızın iyilikleri görülmemiş, Dinar'ın adına hep kötü örnekler, kötü olaylar eşlik etmiştir. İşin garip tarafı, çoğu yerde bu şöhreti kendi çıkarları için kullananlar da görülmüştür.
Dinar'ın geçmiş dönemlerini bilenler de takdir ederler ki böyle bir ortamda şiirin, sanatın yeri olmaz. Şiir ve diğer güzel sanat dalları filizlenemez, yeşeremez. Yeşerirse bir istisnadır ki, Nedret Gürcan bunun ilk örneğidir. Nedret Gürcan, o ortama rağmen "şiir" demiştir, başka bir şey söylememiş, sesini kesmemiş, bu haykırışını "Şairler Yaprağı" ile bütün Türkiye'ye duyurmuş, edebiyat ve sanat dünyasında Dinar'ın sesi olmuştur. Onun bu güçlü çıkışında ve direnişinde İzmir gibi zengin bir kaynaktan beslenmiş olmasının etkisini yabana atmamak gerekir. O güçlü kaynaktan alınan ilham, adeta Dinar'ın ruh alemine bir şifa iksiri gibi nüfuz etmiş, Nedret Gürcan şiirlerinde efsanelerden fırlayıp gelmiş bambaşka bir Dinar tasvir etmiştir. Onun Dinar sevgisi o kadar güçlüdür ki, deprem günlerinin onun gönlünde oluşturduğu fay kırığı, 2000'li yıllarda yeni kitaplarıyla Dinar'ın yakın tarihini anlatmasına, derinliğine tahlil ve tasvir etmesine engel olamamıştır.
Bu ortamda filizlenen ve yarım asır dayanan bir diğer örnek, fırçasıyla çevresine renk ve güzellikler katan mütevazi renk ustası Servet Taşpınar'dır ki, değerinin anlaşılması için 50 yıl çile çekmesi gerekmiştir.
Çocukluk yıllarında Dinar'da milli bayramlarda kendi ağzından şiirlerini dinlediğimiz tek kişi Menderes Hoca idi. Onun şiirlerini kimse sanat yönünden değerlendirmiyor, kendilerine hitap edilmesini yeterli görüyorlardı. Çünkü halkın beklentisi duygusal ve coşku dolu ifadelerdi ve yüzde yüz yerli malı olan bu şiirler de bunun için yazılıyordu. 1960'lı yıllarda Menderes Hoca'nın sesi kesildi. (Merhumla 1980'li yıllarda görüştüğümüzde, 1960'lı yıllardan sonra şiir için gerekli ilhamı yakalayamadığını söylemişti.) Sonraki yıllarda Dinar, bayramlarda öğrencilerin okuduğu belirli sayıda şiirle yetinmek zorunda kaldı.
O yıllarda Dinar, dışarıda iyi bir şair olarak tanınan Nedret Gürcan'ı anlamaktan uzaktı, ama iş adamı ve siyasetçi Nedret Gürcan'ı çok çok iyi tanıyordu. Böyle bir ortamda, çevremizde şiir yazdığını öğrendiğim ilk kişi, çok yakından tanıdığım Ali Güneş idi. Bir vesileyle şiir yazdığını bana söylemiş, şaşırmıştım. Bana bir-iki şiirini okuduğunu, bunları başkalarına okumadığını, çünkü anlamadıklarını söylediğini hatırlıyorum. Yıllar sonra bazı şiirlerini siyasi toplantılarda okuduğunu duydum. Ama kendisini bir daha göremedim.
O dönemlerde Dinar'da ve köylerinde en güzel, en yanık Kerem havaları, anonim türküler, ağıtlar, maniler halkımızın gönül pınarlarından gürül kaynıyordu, ama bir halk şairimizin, ozanımızın sesi duyulmuyordu.
Şiirde Dinar'ın adını yine tek başına Nedret Gürcan yükseltiyordu.
1970-71 yıllarında bir süre beraber çalıştığımız Saffet Uysal'ın müzikle uğraştığını, şiiri sevdiğini biliyordum, ama şiir konusunda çok müşkülpesentti ve muhtemelen bu yüzden şiirlerini yayınlamayı çok geciktirmişti. Halk müziğiyle içli dışlıydı. TRT bünyesinde halk kültürüyle ilgili çok güzel programlar yapmıştı, bölgede gezmediği yer kalmamıştı. Bu çalışmalarını yayınlamasını istedim, ama bildiğim kadarıyla bunların yayımlanmasına ömrü yetmedi.
1970'li yılların sonlarında Rifat Yiğit'i ve sazıyla, sözüyle Ali Osman Demircan'ı şiirle uğraşır buldum. Sessiz, ilgisiz, çaresiz ortamlarda ve yal-nızdılar, anlayanları yoktu. Ama memleketten ayrıldığımız için o zaman onlar için bir şeyler yapamadık, kimse de yapmadı. Arkadaşım Sermet Apaydın'ın şiirlerini ise dinlemek hiç nasip olmadı.
1980'li yıllarda Raif Öztürk cesur bir hamle ile şiirlerini kitaplaştırarak amatör şairlere bir yol açtı, yeni kitaplarında şiirlerini aşıp, araştırmalarıyla bu hamleyi sürdürdü. Merhum Ali Taş'ın hayatı ve şiirleriyle ilgili kitabının ardından, Yaşar Sağlam'la işbirliği yaparak diğer şairlerin de sesi olmaya çalıştı. Dede Cihan da yakından tanıdığımız ve sosyal alanlarda çalışmalarını yakından takip ettiğimiz faal bir dostumuzdu.
Burada lise yıllarında bir süre okul arkadaşlığı yaptığım Abdulaziz Köse'den de söz etmeden geçemeyeceğim.
Yanılmıyorsam, Dinar müftüsünün oğluydu ve ta lise yıllarında edebiyatla ilgisi dikkat çekiciydi. Mehmet Tekin ile ilgili yazdıklarını, sizler ile paylaşacağım. Bakın Nasıl tanımlıyor Mehmet Tekin'i '' Öğretmen, ilköğretim Müfettişi, Kültür ve Turizm İl Müdürü. Mustafa Kemal- Üniversitesinde Uzmanlık ve emeklilik. Onu ilk tanımam yıllar öncesine Hatay'a gelmeden önceki yıllara uzanır. Yıllar sonra 03 plakalı bir aracın Kanatlı Caddesi'nde park edişinde ve sonrasında başladı dostluğumuz. Kırıkhan Gazetesi'ni çıkarttığım dönemde çalışmalarını yakından izledim. Onun Hatay kültür ve tarihine yaptığı katkıları yıllar sonra şöyle bir göz atınca, inanın onun yaptığını Hatay doğumlu hiç kimse yapmadı, yapamaz da.
Bir kentin, vilayetin tarihini, coğrafyasını, kültürünü bilmeden o kente hizmet etmek biraz zor olur. Yirmi yıla yakın Fransız işgali sonrasında önce bağımsızlık, ardından referandumla Türkiye'ye katılan ve isim babalığını Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı Hatay'da 1980 yılına kadar Kurtuluş mücadelesine de katkı veren isimler dışında önemli bir tarih ve kültür yayını yoktu. Mehmet Tekin imzasıyla peş peşe kitaplar, ardından Hatay kültürüne önemli imzalar atan Hataylı insanlarla ilgili yayınlar çıkmaya başladı.
Kırıkhan ile ilgili bilmediğim birçok konuyu kendisinden öğrendim. Kırıkhanlı halk ozanlarının hangisinin ismini sorsam, bana o ozanın mısralarını okudu. Kırıkhanlı Sefil Molla'nın divanını ilk kez Osmanlıcadan Türkçeye doğru çeviren Mehmet Tekin'di.
Düzenlediği sempozyumlar, verdiği konferanslar, açtığı sergiler, yaklaşık 20 ciltlik Güneyde Kültür Dergisi, onlarca kitap, yüzlerce makalesi ile Hatay'ı Türkiye'ye tanıttı.
Bazen birileri ile ilgili övgülerimizi söylerken çekingen, hatta isteksiz davranırız. O vazgeçilmez değerlere sahip insana hak ettiği saygıyı göstermeyiz. Zamanı belli olmayan gelecek bir tarihe erteler, ya da sus-pus bekleriz. Birileri bir şey söylesin de ben öyle söyleyeyim diye.
Mehmet Tekin, yaşayan ve her şeyini Hatay'a adayan efsane bir adamdır. Kültür adamıdır. Ona gereken saygıyı şimdi göstermezsek ne zaman ve nasıl gösteririz bilmiyorum, insanlara hayatlarının en güzel ve verimli dönemlerinde onlara minnet ve saygılarımızı yüksek sesle söylemeliyiz. Hatay'a ve Türkiye'ye Hatay'ı tanıtan Mehmet Tekin'e bunu göstermek çok mu zor.?"
Ben bunca yıllık deneyimim ve gözlemim sonucunda şunu tespit ettim. İnsanları yitirdikten sonra ardından methiyeler düşünüyoruz. O zaman söylediklerimizin o kişiye hiçbir yararı olmuyor ki, oysa ben insanlara değer verdiğimizi, onu beğendiğimizi, onunla gururlandığımızı yaşarken yüzüne haykıracak kadar cesur olmamız gerektiğine inananlardanım.
Mehmet Tekin Dinar'la bağını hiç kopartmamış, tarihi, doğası ve insanları ile iç içe yaşamış değerli bir hemşehrimizdir.
Ne mutlu ona, gururlandım.
Aklına, kalemine ve yüreğine sağlık dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
KEMALETTİN GÜRPINAR