Dinar, Dazkırı, özellikle Başmakçı ve çevresinde "Halil İpek" ismini duymayan sanırım oldukça azdır. Kendisini tanıma fırsatını yakalayamadan hayata veda eden dedem anısına, bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

       Yazıma devam etmeden önce, kısaca sizlere kendimden bahsetmek istiyorum. 1983 yılında Almanya - Berlin'de doğdum. Halil İpek'in 5 çocuğundan biri olan Sevim İpek Özaydın'ın kızıyım. Ankara - Başkent Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden mezun oldum. Sizlere yazılarımla ulaşabilme imkanı yarattığı için, öncelikle sitemizin kurucusu Sayın Kemalettin Gürpınar'a ve Gökçe Koç'a minnettarım.

HALİL İPEK Anısına...
HALİL İPEK (1922 - 1986)
       Tanımadığınız birini anlatmak oldukça güç bir durum. Bunu yazmaya başladığımda daha iyi anladım. Fakat onun anılarıyla, yaptıklarıyla, başarılarıyla büyümek ayrı bir gurur. Yaşça büyük olanlar, kendisini tanıma fırsatı yakalayanlar sanırım beni daha iyi anlayacaklardır.

       Yaşamına birçok başarı sığdıran dedem Halil İpek kimdir, neler yapmıştır, neden tüm ailesi ve benim için bu kadar önemli ?

       Halil İpek 1922 yılında Afyon, Başmakçı' da dünyaya gelmiştir. Üstün insan ilişkileri ve liderlik vasıfları ile doğduğu ve yaşadığı bölgenin örgütlenmesi ve ekonomik gelişimine büyük katkıları bulunmuştur. Genç yaşlarda babasının yanında ticaret ile ilgilenmeye başlamış ve bu alanda kendisini geliştirmiştir.


"BAŞMAKÇI'DAN TOMBULOĞLU GEÇTİ"
       Bu ay size Başmakçı'nın bir dönemine imza atan eski Belediye başkanı Orhan Tombuloğlu'nu tanıtacağız.
Başmakçı eski belediye başkanlarından Orhan Tombuloğlu Dinar'da oğlunun işlettiği kuyumcu dükkânında eski günleri bizlere anlatırken, gözlerinden akan damlacıklar onu 1984'lü yıllara geri götürmüştü. Orhan Tombuloğlu; 1926 Çorum doğumlu ancak yıllarını bu bölgeye adamış, buralar için varını yoğunu ortaya koyarak, birçok anılacak eser bırakmış.


BAŞMAKÇIYA BELEDİYE BAŞKANI OLUŞU
       Ben Başmakçıya orman şefi olarak geldim. O zamanlar Başmakçı bir kasaba idi. Ancak 85 adet tuğla ocağı bulunmakta idi. Bu ocaklar odunla yakılarak tuğla imal ediliyordu. Ormandan habersizce o dönemde eşekçiler diyelim dağdan ormandan eşekler dolusu odun getirerek kanunsuzca bu ocaklara odun satmakta idiler. Biz geldikten sonra Muğla'dan ve başka illerden odun getirterek kaçak odun işine son verdik. İstediğimiz başarıyı da yakalamıştık. O dönemde orman genel müdürü şu an rahmetli Ömer Özel'di. Genel Müdüre bir mektup yazarak buradaki durumun içler acısı olduğunu anlattım. Odunla bu tuğla ocaklarının olmayacağını açık bir dille anlattım. Rahmetli Ömer Özel bey bizi genel merkeze kadar çağırttı. Gelin size tuğla ocaklarının nasıl kömürle yakıldığını öğretelim. Bizde kalkıp birkaç orman şefi merkeze gittik. Orada bizlere tuğla ocaklarının odunla değil de kömürle nasıl yakıldığının dersini verdiler. Biz başmakçıya geldik ve tuğla ocaklarının yetkililerini bir araya toplayarak bu işin odunla değil kömürle yapılacağını anlattık. Nasıl yakılmasını gösterdik. Tabi bizi anlayan tuğla ocakları sahiplerinin üçte biri kömürle çalışmaya odunu terk etmeye başladılar. Bizim yaptığımız bu dürüstlükler Başmakçı halkının gözünde büyüyünce halk bizi artık sever sayar oldu. Sonra bizim emekliliğimiz geldi ve emekliye ayrıldık.
                                         

HALKIN İSTEĞİ BİZİ BAŞKAN YAPTI
       Emekli olunca Başmakçı halkı bizlerin oradan ayrılmasını istemedi. Bana Orhan Tombuloğlu olarak gel buraya tavuk çiftliği kur oğlun ile beraber çalıştır buradan ayrılma dediler. Bizde öyle yaptık. Daha sonra seçimler yaklaştı. Halkın büyük bir kısmı aday olmam için baskı yapmaya başladı. Önce olmaz dedim üçte birinizle kırgınlığım var dedim. Ancak yinede aday olmaktan kaçamadık.Kıramadık ve belediye başkanı adayı olduk. Seçimlerde beni herkes destekledi ve belediye başkanı oldum. 1984-1988 yılları arasında çalışmalara başladık. Göreve başladık başlamasına ancak o dönem başmakçı bir kasaba idi o kadar çok yapılması gereken iş var ki, nereden nasıl başlayalım diye düşünürken en önemli işin kanalizasyon olduğunu kaydettik. Cadde ve sokakları bizzat kendim başında bulunarak zaman zaman çizmelerimi giyip her türlü muhalefete karşı yapmayı başardık. Düğün salonu, soğuk hava deposu, kapalı pazaryeri gibi ihtiyacımız olan bir çok şeyi başarı ile yapmıştık. Rahmetli o dönemin başbakanı sayın Turgut Özal'ın yanına sık sık gidip gelmeye başladık. Ankara'dan devamlı istediğimi koparıyordum. Gittiğimiz zaman başmakçıdan heyet halinde gidiyorduk. Hatta bir defasında hiç unutmuyorum yine bir gurup halinde gitmiştik. Rahmetli Özal o zamanlar Amerika gezisinden gelmişti. Henüz makam aracından inmeden isteklerimizi sıralamıştık. Özal, tamam istediğinizi yapacağız ancak uzun yoldan geldim yorgunum bırakında biraz dinlenelim ondan sonra istediğinizi verelim diyerek bize söz vermişti.


BAŞMAKÇI İLÇE OLDU
       İlçe olsun diye o kadar uğraşmıştık çaba sarf etmiştik ki, sonunda Özal'dan bu sözü almıştık. Kısa süre sonrada ilçe olduğumuz haberi açıklandı. Başmakçı artık ilçe idi. O zamanlar sabahlara kadar Başmakçı halkı sevinç çığlıkları atarak sevinmişlerdi. O dönemler Afyon Valiliği yapan Sayın Hüsnü Tuğlu ile de aram çok iyiydi. Bir çok isteğimizi yapmaktan çekinmiyordu. Özal'ı başmakçıya getirmeyi bile başarmıştık. Başmakçıya geldiğinde buradaki kadınların erkeklerden çok çalıştığını gördüğünde Şu sözü söylemiştik. Başmakçıyı başmakçı yapan halıcılık yaparak emek sarf eden hanımlardır demişti. Ancak bunları yaparken bir dönemin gelip geçtiğinin farkına bile varmamıştık. Seçim zamanı gelmişti. Ben yine Başbakandan Başmakçı için maddi yardım istemeye gitmiştim. Bana yine ne istiyorsun dedi ben ise para istediğimi söyledim. Özal, tamam istediğini vereceğim ancak önce seçimi kazan tekrar başkan ol istediğini vereceğim dedi. Özal, ben sana Başmakçıyı ilçe yapacağım dedim ve sözümde durarak yaptım. Diyerek bana yine söz vermişti. Oradan umutlu gelmiştik. Seçimi kazanmalıydık. Ancak olmadı Allah tekrar nasip etmedi. Bir dönem daha başkan olsaydım inanın Başmakçı ilçesinin çehresi daha da değişecekti. Ben gerekenleri yaptığıma inanıyorum. Başmakçıyı ve başmakçılıyı hala çok ama çok seviyorum.

Yusuf ÇELİKDEMİR
       Yusuf Çelikdemir ülkemizde 1940-1950 döneminde yetişmiş, doğduğu yetiştiği köylere dönerek insanın eğitilmesi, sosyal ve ekonomik kalkınmadan payını alması için çabalayan binlerce aydın eğitim emekçisinden sadece birisi… O da yoksul bir köylü çocuğu… 1929 yılında Dinar'a bağlı Çayüstü köyünde doğmuş. İlkokulu bitirinceye kadar köyünden hiç dışarı çıkmamış. İlkokul sonrası fotoğraf çektirmek için ilçeye yani Dinar'a inince düzgün, temiz yollara, 2 katlı evlere hayran kalmış "Böyle yerlerde bende yaşayabilir miyim" diye hayal bile kurmuş. Köyündeki öğretmeni ona öğretmenlik sınavından söz ederek cesaretlendirmiş, bunun sonucu da sınava girerek şansını denemiş. Sınav sonuçlarının gecikmesi üzerine para kazanmak üzere Nazilli'ye gitmeye karar vermiş. Kazanpınar istasyonundan bindiği trenle uzun bir yolculuk sonrası Nazilli'de yine uzun bir uğraş sonucu fabrika işçisi olmuş. Tam fabrikayı tanır, işine alışırken bekçinin çağrısı üzerine çıktığı kapıda amcası "Gönen Öğretmen Okulu'nu kazandın" müjdesini getirmiş. Fabrikadan adeta kaçarcasına önce köylerine, ertesi günde Isparta Gönen'e ulaşmışlar.

İLK ÖĞRETMENLİK: DELİLER'DE
       Takvim yaprakları 1948 yılının Haziran ayını gösterdiğinde Yusuf Çelikdemir Anadolu'nun bahtını değiştirmek üzere yetiştirilen irfan ordusunu bir ferdi, bir öğretmendir artık. İlk tayini eylül ayında Dinar'ın "Deliler" köyüne çıkmış. Köyde ne okul vardır, ne de öğretmene ihtiyaç duyulmaktadır. Muhtar " Bizim okulumuz yok" derse de aldırmaz Yusuf Hoca. Önce mescit olarak yapılan, damı akan tek gözlü, tek pencereli bir odayı derslik haline getirir. Bu yer köyde yatacak yeri olmadığından aynı zamanda yatakhanesidir. Köyde 7-14 yaş grubunda 28 çocuk vardır. Tüm bu olumsuzluklar onu yıldırmaz, başlar eğitime. 3-4 ay sonra yağmurlarla birlikte yaşam çekilmez olur. Tüm ısrarına rağmen mescidin damını tamir etmez muhtar. Bir istifa mektubu yazar. Birkaç gün sonra köye gelen gezici öğretmen Ethem Aytekin onu teselli eder, muhtara baskı kurup damı tamir ettirir, "Bu yıl dişini sık, gelecek yıl seni iyi yere alacağım" demesiyle devam eder.

       Ertesi yıl Yapağlı köyüne tayin olur. Burada mektep seferberliği sonucu iyi bir okul yapılmış. Fakat avlu duvarı olmadığından ağaçlandırma ve uygulama bahçesi yapamamış, bunu sonucu müfettişten "orta" raporu almıştır. Ertesi yıl, kendisi usta, 4. ve 5. sınıf çocukları işçilik yaparak duvarın yarısını örüp gerekli düzenlemeyi yaptırır.


DOĞDUĞU KÖYE ÖĞRETMEN
       Bir öğretmenin en büyük özlemi kendi doğup büyüdüğü köyüne hizmettir. Yusuf Çelikdemir'in de bu aşla yanan yüreğinin dediğini yapmış. 1954-1955 eğitim yılında Çayüstü köyüne tayin olmuştur. Köyde o zamanlar kan davası vardır. Kız çocuğu velileri hasım ailelerin erkek çocuklarıyla aynı yerde bulunacağında kızları okula göndermezler. Devamsızlık yüzde 40 dolayındadır. Aynı zamanda okuyan kızın kötü yola düşeceği inancı hakimdir. Daha önce köydeki öğretmenlerin yeterli olmayışı nedeniyle velilerin tehditleri karşısında başarılı olamamıştır. Yusuf hoca, önce iknayı denemiş, sonra para cezası daha sonrada yasal işlemlerle büyük bir bölümünü okula devam eder kılmış. Kendi ailesi ile hasım olanların çocukları ise, mahkemeye vermekle devama zorlayıp, tehditlere kulak tıkayıp tüm okuma yaşındaki çocukları okullu yapmış. Hatta bir defasında girerim/sokmam çekişmesi sonucu silahlar patlayıp, yaralanmalar bile olmuş. Camiden yararlanamayanların yakınmaları üzerine ikinci bir cami yaptırmak üzere dernek kurmuş, ancak bahçede cami bulunanlarca şikayet ve iftiralarına maruz kalmış. Sonunda cami yapılmış, kavgalarda son bulmuştur.
ULUS OKUDU, SÜRGÜNE GİTTİ
       1956 yılında askerlik için köyden ayrılan Yusuf Çelikdemir'i askerlik sonrasında hep sıkıntılı yıllar beklemektedir. 1957 yılında Dinar'a gelir. O zamanla gazeteler Cumhuriyet meydanındaki büfede satılır. Cumhuriyet, Milliyet, Akşam ve Ulus iktidar karşıtı yayınlar yaptığından, okurlarına iktidar mensuplarınca iyi gözle bakılmazlar. Her zaman okuduğu Cumhuriyet'i sorar, kalmadığını öğrenince Ulus alır. Başlığı görünecek şekilde cebine yerleştirir. Bunu gören Demokrat Parti Ocak Başkanı Kör Kemal, "Bu gazeteyi okuyamazsın" diye uyarır. Tehdide aldırış etmeyen Yusuf Hoca'ya bunun acısını fena çektiririm der ve ayrılırlar.

       
       Birkaç gün sonra tayin için Afyon'a giden Yusuf Çelikdemir, Kör Kemal'le karşılaşır. Kör Kemal'in dediği olmuştur ve Çölovası'nın Göçerli köyüne tayini çıkar. Yolu, suyu ve okulu olmayan be köye gidecektir. Üstü açık bir kamyonla yapılan yolculuk, kamyonun arızasıyla bir traktör üzerinde Ocaklı'ya kadar sürer, o gece orada traktör şoförünün konuğu olduktan sonra ertesi gün at arabasıyla devam eder. Sonunda Göçerli'ye ulaşır. Muhtar Mehmet Altıntaş cahilliğin yemiş bir köylüdür. Etrafında olup bitenleri görür, kendince yorumlar, bu kötü bildiği gidişin eğitimle aşılacağına inandığından okulu olmayan köye öğretmen ister.

       Yusuf Çelikdemir, muhtarla tanışır. Okul olacak yer ararlar, köyde bulunamaz. Sonunda caminin 2. katında karar kılınır. Köy imamı ile anlaşarak 2 yıl burada eğitim sürdürülür.



GÖÇERLİ'NİN SU SORUNU ÇÖZÜLÜYOR
       Bir gün muhtar Mehmet Altıntaş, Yusuf Hocaya bir gerçeği aktarır. Köy susuzdu. Yaylada bol su vardır. Ancak yayla Doğanlı köyü ile Göçerli'nin ortak tapulu malıdır. Doğanlı'lar Demokrat Partili, Göçerli CHP'lidir. Bu nedenle su verilmez. Yazılan dilekçeler dikkate alınmaz. Köyün kadınları sularını 5 km. uzaklıktaki Sarnıç'dan alırlar. Sarnıcın suyu "şır şır" akar. Bunu için uzun kuyruklar ve bekleyişler olur. Hem bu yer göz ardı da olduğundan, kadınlara erkeklere cinsel tacizde bulunurlar. Durumu ağlayarak bizim hocaya anlatır. O gece uyuyamayan Yusuf hoca bir cinlik bulur. Muhtarın kardeşi bakkal Osman, az buçuk okuryazar. Muhtardan seçmen listesini ister. 160-170 seçmeni vardır. Tümünün isimlerini sıralar. Yarısını bakkal Osman, yarısını da kendisi parmak basarak imzalar. Sonra da bir dilekçe yazar:
       Demokrat Parti İlçe Başkanlığına / Dinar
       Senelerdir mensubu bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi'den tüm köylü olarak istifa ettiğimizi ve Vatan Cephesi'ne iltihak ettiğimizi arz ederiz. Göçerli Köyü adına Muhtar Mehmet Altıntaş. Parmak izi. Köy muhtar mühürü.
Muhtar dilekçe ve imzaları götürüp ilçe başkanına veriyor. Başkan mutluluktan uçuyor. Sonunda "muhtar sizin su şimdi çok kolay gelir" diyor. Sen yarın Afyon'a git, saat 13.00 de Afyon valisi kapısında bulun, ben o saatte valiyi arayıp gerekeni söylerim diyor. Dediğini yapıyor muhtar. Vali muhtarı çağırıp dinliyor, Bayındırlık Müdürünü çağırıp emir veriyor. Bir hafta sonra mühendisler gelip rapor yazıyor, kaynaktan çıkan su ikiye bölünüp yarısı Doğanlı, yarısı Göçerli'ye ayrılıyor. Su için tüm köylü kadın, erkek, seferber olup 3 ayda su yolu kazılıyor. 1 ayda boru döşenip bol suya köy kavuşuyor. Çeşmeden su akarken muhtarın şu sözleri geliyor aklına: "Hocam susuzluk yüzünden karımız kızımız çok zor durumda kaldı, suyu gelmesini sağlayalım da hiç olmazsa bundan sonra gelecekler kurtulsun"
       Su sorunundan sonra iki yıllık uğraşla cami avlusuna taş ve çamurdan bir mescit yapılıyor Yusuf Hoca, okulu camiden ortaya taşıyor. Yeni okul yaptıramadan da köyden ayrılıyor. Buradan Karataş köyü, ardından da Dinar merkez Atatürk İlkokulu'na atanan Yusuf Çelikdemir TÖS'ün Dinar kuruculuğunu ve başkanlığını da yapıyor. 1970 yılında TÖS binası bombalanıyor. Buna tepki olarak yürüyüş düzenleniyor. Karakollar, yargılanmalar yapılıyor.


TÜRKİYE'DE İLK DEFA OKULA BOYKOT
       Yıllar sonra 1966-1967 öğretim yılında Dinar'da TÖS başkanlığı yaparken eskiden görev yaptığı Göçerli'de 5 öğretmenin bir derslikte 5'li öğretim yapmak zorunda kaldığını duyuyor. Tüm istemlere rağmen devlet okulu büyütmeye yanaşmıyor. Bunun üzerine köye giden Yusuf Hoca, öğretmenleri toplayıp onlara "Okula boykot" fikrini anlatıyor. Muhtar ve azaları çağırıp, "Sizler bir hafta çocuklar okula yollamayın, öğretmenler okulda mesai süresinde beklesinler. Gelen olursa çocuklar okula gelmiyor, köylüde tek sınıfta çocuklarımız okuyamıyor, onun için yollamıyoruz, desinler" diye öğütlüyor. Gerçekten bir hafta çocuklar okula gitmeyince Afyon Valisi Milli Eğitim Müdürü köye gelip şeref sözü veriyorlar ve bir yıl sonra köy 5 sınıflı okuluna kavuşuyor.

VE, EMEKLİ ÖĞRETMEN
       Yusuf Çelikdemir'in yaşam öyküsü birkaç kitaba konu olacak büyüklükte. O yaşamını kitaplaştırmak arzusuyla şimdilerde yazıyor. Yüzlerce öğrencisi olmuş. Yıllar sonra İzmir Karabağlar'a yerleşip emekli olmuş. Çocuklar evlenip çora çocuğa kavuşmuşlar. Şimdilerde tek rahatsızlığı ihtiyarlık. "Hani derler ya, bir fakirlik bir de ihtiyarlık" eve sokmaya gelmez. Bir girdimi bir daha da gitmek bilmez. Çok şükür emekli maaşı ona yetiyor. İhtiyarlık ile tanışmış bir kere. Ona nice sağlıklı yıllar diliyoruz. Yetiştirdiği yüzlerce öğrencisi adına teşekkürlerimiz sunuyoruz. Geçmişte görev yaptığı köyler ve köylülere kuşkusuz hizmetleri olmuş, emeği geçmiştir. Onlara da minnetlerimizi duyuyoruz. Sen çok yaşa Yusuf Hocam, sizler çok yaşayın.

BEKİRLER
       Bekirler Dinar ve yöresinde 1945-1995 yılları arasında yapılan tüm düğün, nişan ve sünnet törenlerinin vazgeçilmez müzik topluluğudur. Baba Bekir'in keman, oğullarından Mehmet'in cümbüş, Murat'ın akordeon, Cafer'in klarnetiyle en popüler olduklar dönem 1945-1975 yılları arasındaki dönemdir.

       Baba Bekir Arıkan 1909 yılında Yugoslavya'nın Üsküp Ohri kazası doğumludur. 1924 yılında Türkiye'ye göç ederler. Müzik eğitimini Ohri'de almaya başlamıştır. Mozart'tan, Verdi'nin Shophen'ine parçalarını keman ile çalar. Dikici'de Çelkaya'daki Bel Değirmeni ile Köyiçi'ndeki Göbekliler'in değirmeninde bir yandan ekmek parası kaznırken, bir yandan da keman çalmayı sürdürür. o sıralarda Ziya Dedeoğlu  da ud çalmaktadır. Askerlik için gittiği Muğla'da Kemani Haydar Tatlıyayla'nın verileri ile TSM, THM ve Batı Müziği bilgisini arttırır. 1949 yılına gelindiğinde baba Bekir bir gün arkadaşı Ziya Dedeoğlu ile Bülüçalan (eski adı Arabışık) köyünde bir düğüne davet edilir. Bu ilk deneme oldukça başarılı geçmiştir. Davetler birbiri peşine gelir. Baba Bekir sonunda bu işi profesyonelce yapmaya kara verir. Oğul Mehmet cümbüş, Murat akordeon, Cafer klarnet çalacaktır. Darbuka için ise Salih Çıta çırak alınır ve Bekirler Saz Topluluğu kurulur. Oğullarından Cafer 1954 yılında askerliğini yapmak üzere Yozgat'a gider Bando çavuşu olarak askerliğini yaptığından nota öğrenir.  O yıllarda Zeki Müren, Avni Anıl veAli Rıza Avni beylerden feyz alır. Onlardan temin ettiği notalarla TSM repertuarını genişletir. Batı müziğinde ise Popo Yorgiodin iyi bir kaynak olmuştur. İlk topluluklarında klarnet, akodeon, viole, keman, İspanyol keman yer alırken, 3 yıl sonra bu sazlara trampet ilave edilmiştir. 5 yıl sonra ise org, saksafon, trampet, tenor saksafon, viole keman yerini almış. Bekirler saz topluluğunda bu dönemde Selahaddin Yıldız baterist, Mustafa Sever de TSM okuyucusu olarak görev yapmıştır.


       Bekirler o dönemde sadece giysi değiştirmek suretiyle aynı ekiple hem TSM, hem THM ve de Batı müziği enstrümanları çalabiliyordu. Dinarlı Osman Kitiş'in başkanlığında oluşturulan folklör ekibine Dikici, Norgas, Aydoğmuş ve İncisu köyünden alınan gençlerle 30 Ağustos 1963 yılında Afyon Kurtuluş Festivali'nde 23 il ekibinin arasından birincilik, 1965 yılında Antalya Altın Portakal Festivali'nde 20 il ekipleri arasından ikincilik kazanmışlardır. Burdur Şeker Fabrikası'nın açılış törenlerine de davet edilen Bekirler Saz Topluluğu,  o dönemin en popüler sanatçıları TSM sanatçısı Teoman Önaldı ve THM sanatçısı Özay Gönlüm'e eşlik etmiştir.

       Bekirler özellikle 1949-1995 döneminde Dinar yöresinde yapılan tüm düğün, nişan ve sünnet törenlerinde görev almışlar, babasının düğünü, oğlunun ve torununun sünneti, oğlunun düğünü, torununun düğünü, torununun torununun sünnetini yapma şansınıa sahip olan efsanevi bir topluluktur. Zaman içinde orkestra üyelerinden Cafer Arıkan'ın klarneti ile yaptığı espriler belleklerde iz bırakmıştır. Oyuna çıkmaya çekinenler için "hadi hadi", düğün bitişinde "bitti bitti" sesleri çıkarması onun simgesi haline gelmiştir. Cafer orkestranın şefidir Sunuşlar yapar, istekleri toplar, klarneti ile girişi yapar ve sürer gider. O yıl "Öp Beni" şarkısı gündemdedir. Kına gecesinin birinde genç kızlardan birisi sahneye fırlamış bağırmaktadır. "Öp beni'yi çal Cafer abi, Öp Beni'yi". İşte bu değiş uzun süreler dillerde tekerlenip durmuştur. Düğünlerde fasıllar yapan, günün xxxxxxxxxxxxxxxxx
en güncel parçalarından oluşan nefis TSM ve THM parçalarını çok iyi yorumlayan Bekirler, hep müzik gündemini yakalar ve icra ederlerdi. Kardeşlerden Murat "Akşam oldu yine bastı karanlık, kuş tüyünden yatsam olur samanlık" şarkısını bir başka okur. Tadı bir başkadır.
               
       Ekim 1995 depreminden sonra Cafer Arıkan İzmire yerleşti ve orada yaşamaya başladı.. Bizlerin hep perdenin ön yüzünü gördüğümüzü, oysa düğünlerde işin bir de perde arkası bulunduğunu, uzun süre bu işi yapanların "Gönül yorgunluğu" içine düştüklerini anlatıyor. "Bakın" diyor. "Düğün işini almak çok zordur, düğünü yapmak bir başka zorluğu teşkil eder, hele hele düğün bitince paranızı almak bir başka zordur. Düğünlere gelenler çoğunlukla içkilidir. Özellikle köy düğünlerinde kulağınız dibinde silah atılır. Oyun faslı başlar, solcular oynuyorsa milliyetçilerede çalacaksınız." İsteği çalınmadığı içinde alkol alan varsa onları idare etmenin, frenlemenin öyle kolay bir iş olmadığını da vurguluyor. Bekirler de her topluluk gibi dağıldılar. Orkestra şefi Cafer Arıkan Çağ ismini verdiği bir orkestra kurdu. 1995 yılında ona da noktayı koydu. Mehmet Arıkan Dinarda eski bando şefi Kerim Ölmez ile kurdukları Musiki cemiyetinde uzun yıllar zevk için çaldı.Çeşitli hayır derneklerinde görev aldı ve bir sürede Belediye Başkanlığına vekalet etti.Bekirler Dinar ve yöresinde tüm açılışlarda düğün, nişan ve balolarda, sünnetlerde aranılırlardı. Sıra almak için aracı sokulurdu devreye... Onlar bir dönemin bu piyasanın sultanı idiler. İstedik ki Dinar tarihini yazacaklara bu efsanevi topluluğu tanıtalım. İstedik ki, insan yaşamının önemli dönüm noktaları, düğün, nişan ve sünnetlerimizde bizleri eğlendiren bu güzide insanlarımızı tanımayanlara tanıtalım. Eğer Dinar'da folklör varsa bunun tanıtımında Bekirlerin üstlendiği ve başarı ile yerine getirdikleri misyonu unutmayalım. Onlar bizden bir şey beklemiyorlar. "Unutmayalım yeter" diyorlar. Size teşekkürler güzel insanlar. Ömrünüz uzun, yaşamınız hoşluklarla geçsin!
BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ
Kadir Bey (ÇETİNKAYA)
......- 1917
Hüseyin Bey (DEDEOĞLU)
1917 - 1920
Osman Bey (KAVASOĞLU)
1920 - 1924
Hasan Bey (TOKYÜZ)
1924 - 1928
Şemsetin Bey (ŞENER)
1928 - 1930
Vehbi Efendi (KİTİŞ)
1930 - 1932
Ahmet VEZİROĞLU
1932 - 1938
Adil BAYSAL
1938 - 1940
Sami EKİZ
1940 - 1941
Celal TOKSÖZ
1941 - 1942
Cevat EMEKSİZ
1942 - 1947
B. Ali VEZİRĞOLU
1947 - 1954
Ali Rıza KARAKAYA
1954 - 1955
Mehmet DEDEOĞLU
1955 - 1958
Fevzi BAŞYİĞİT
1958 - 1960
Macit İSKENDEROĞLU
1960 - 27.7.1960
İbrahim AYRILMAZ
1960 - 1961
Sebahattin DURAKOĞLU
1961 - 1963
Fevzi BAŞYİĞİT
1963 - 1968
B. Ali VEZİRĞOLU
1968 - 1973
Fevzi BAŞYİĞİT
1973 - 1977
Kadri VEZİROĞLU
1977 - 1980
M.Halef CEVRİOĞLU
1980 - 1981
Hürmüz GÖKALP
1981 - 1983
Mahmut ESEN
1983 - 1984
Yener Yaşar EMEKSİZ
1984 - 1989
Turay YILMAZ
1989 - 1994
Yener Yaşar EMEKSİZ
1994 - 1999
Muhammet YILDIRIM
1999 - 2004
Mustafa TARLACI
29.3.2004 - ........
Tüm Hakları Saklıdır. Copyright 2010 Webdesign by GK
info@dinarekspres.com
CHP 19. Kurultay Toplantısı Hatırası - 18.10.1968
Halil İpek Ailesi ve Torunları ile - 1982
Bu fotoğraf 1982 yılında çekildiği için ben ve iki kuzenim (Haluk İpek ve Anıl Aba) fotoğrafta yokuz.

       Halil İpek 1955 yılında, İpek Şirketler Grubunu kurmuştur. İpekler Halıcılığın kurulması ve gelişmesine büyük katkıları olmuştur. İpekler Halıcılık Ticaret ve İhracat A.Ş. kendi dalında yapmış olduğu faaliyetleri ile İzmir Ticaret Odası tarafından 1985 yılında takdirname, 1986 ve 1987 yılında bronz madalya, 1988 ve 1989 yıllarında altın madalya ile ödüllendirilmiştir.

       Halil İpek 1962 -1968 yılları arasında Başmakçı Belediye Başkanlığı yapmıştır.


       Halil İpek toprak ve su kooperatifini kurmuş, başkanlığını yapmış, 50 yi aşkın kuyu açtırarak yörenin kurak topraklarını suya kavuşturmuştur. Hatta Başmakçıdaki su kanalının da kendi girişimleri ile yapıldığını biliyorum. Anlatılanlara göre, eski yıllarda Başmakçı' da çok şiddetli seller oluyormuş. Evlerden daha yüksek seviyelere ulaşan bu seller, ilçeye ve yöre insanına çok zarar vermekteymiş. Öyle ki bir gece oluşan şiddetli selde, dedem tüm çocuklarını alıp evinin karşısındaki caminin minaresine çıkarmış. Yaşadığı ilçeyi bu zor durumdan kurtarmak isteyen Halil İpek, o dönemde inşaat mühendisi ve Devlet Su İşleri Genel Müdürü olan Sayın Süleyman Demirel'e ricası ile bu kanal yaptırılmıştır. Bunu Başmakçı Kalkınma Kooperatifi izlemiş yörenin önemli gelir kaynaklarından gülyağı bu kooperatifçilik aracılığı ile pazarlanmış ve Halil ipek Türkiye çapında yılın kooperatifçisi unvanına layık görülmüştür.

       Başmakçı 1 No'lu Tarımsal Kalkınma (Gül) Kooperatifi 1972 yılında kurulmuştur. Halil İpek kurucu üyelerinden ve ilk başkanıdır. Kooperatif Türkiye'de mevcut en büyük gül üreticileri birliğidir. Ben bu gülsuları ile büyüdüm. Kokusundan, içeriğine hatta ambalajına kadar hiçbir şeyi değişmeden günümüze kadar gelmeyi başarabilmiştir. Hatta şuan elimde 2-3 şişe kadar bulunmaktadır ve zevkle kullanmaya devam ediyorum.

       Geçmiş yıllarda, bu kooperatifi ziyaret etme fırsatı yakalamıştım. Binaya girdiğimde, duvarda dedemin portre fotoğrafının asılı olduğunu gördüğümde çok gururlanmıştım. Eskiden olduğu gibi fotoğrafın hala orda durup durmadığını bilmiyorum. Ancak, kooperatifin internet sitesine göz gezdirdiğimde karşıma aşağıdaki fotoğraf çıktı. Fotoğrafta duvara asılı olan dedemin portresini görünce çok mutlu oldum. Bu fotoğrafı da sizlerle paylaşmak istedim.

       Dedem Halil İpek'i birkaç satırla anlatmam çok zor. Onun anılarıyla, arkasında bıraktıklarıyla büyümek ve her seferinde hakkında yeni şeyler öğrenmek beni hep mutlu ediyor. Son olarak birkaç ay önce, kendisine ait bir anı defteri bulduk. Tüm çocuklarının doğum tarihlerini ve doğum saatlerini bu deftere not almış. Bu sayede, yıllardır 22 Temmuz tarihinde doğum gününü kutladığımız annemin, aslında Ocak ayında doğduğunu öğrenmiş olduk. Her çocuğu için tek tek notlar almış. Onlar için güzel dileklerini, haklarında hayırlarını, sağlıklı, mutlu bir hayat sürmelerini temenni etmiş. Okuduğumda çok duygulanmıştım, ne kadar düşünceli ve nazik bir davranış.
       Bu defter yıllar sonra çıktı karşıma. Çok hoş bir anıydı. Kendisiyle ilgili anılarını, başarılarını defterine dökmüş. Sanki bir gün, benim bu yazılarından mutlu olacağımı bilip, sizlerle paylaşacağımı bilircesine...
Elvan ÖZAYDIN